Ana Sayfa
2018-04-09 03:23:03 ( 799 izlenme )
Reklamlar

ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLADI

ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLADI 



'Savaşın sonu yakın değil!'

Üçlü Zirve'den Suriye'nin toprak bütünlüğü kararının çıkması ABD'nin terör örgütü YPG ile ilişkisine ve Fırat'ın doğusundaki varlığına yönelik açık bir uyarı niteliğinde.










AA
4 Nisan 2018'de Ankara'da toplanan  Üçlü Zirve Suriye'de yakın gelecekte yaşanabilecek gelişmelere dair önemli  ipuçları taşıyor. Bu nedenle, dikkatle incelenmeli. 
 
Suriye'de yeni denklem
 
Suriye'de savaşın sona geldiğine inananların sayısı hiç de az değil.  Fakat, son birkaç ay içinde olup bitenler, savaşın sonunun hiç de o kadar yakın  olmadığını gösteriyor. Genel tabloyu basitleştirerek ele alırsak ne demek  istediğimiz daha iyi anlaşılabilir: Suriye'deki çatışmanın iç dinamiklerine  baktığımızda tarafların çatışma iradelerinin tamamen bittiğini söyleyemeyiz.  Rejim, savaşın yaşamsal kısmını kazanmış gibi görünüyor. Yani, şu aşamada  muhaliflerin silahlı mücadele yoluyla Beşşar Esed yönetimini değiştirme şansı  neredeyse yok denecek kadar az. Muhalifler, ellerinde kalan son ceplerde savunma  ve hayatta kalma savaşı veriyorlar.
 
Rusya'nın çatışmalara açıkça ve doğrudan müdahale ettiği 2015  sonbaharından bu yana rejimin muhalifleri aşama aşama birbirinden ayırdığı ve  kritik noktaları kontrol altına aldığı söylenebilir. Geçtiğimiz ay içinde Doğu  Guta'yı ele geçiren rejimin durmayacağı ve önümüzdeki aylarda muhtemelen  sırasıyla Duma, Doğu Kalamun, Dumeyr, Deraa kırsalı, Kuzey Humus (Rastan  merkezli) ve nihayetinde İdlib'e doğru yöneleceği görülüyor. Muhaliflerin bu  ceplerin çoğundan çatışmadan çekilmek dışında pek bir şansı kaldığı söylenemez.  Fakat, İdlib diğer bölgelerden farklı. Aslında pek çok grubun militanlarını  koruyarak İdlib'e çekilmesi uzun vadede rejimin bu bölgeyi kontrol etmesini  zorlaştıracak bir faktör. Dolayısıyla ilk etapta bir süre kısa süren çatışmalar  ya da çatışma olmadan ilerleyen Suriye ordusunu görecek olsak da İdlib dikkate  alındığında savaşın bitmesine daha uzun zaman olduğu söylenebilir.
 
Savaşın henüz bitmediğini düşündüren ikinci husus ise 2013-2017  arasında rejim ile muhalifler arasındaki çatışmaların seyrini değiştiren iki  terör örgütünün önümüzdeki dönemde karşılaşacakları yeni dinamikler. Bunlardan  ilki bilindiği gibi DEAŞ idi. DEAŞ, son iki yılda büyük gerilemelerle yüzleşmek  zorunda kaldı ve Suriye'de küçük bir alana sıkıştı. Her ne kadar ABD, DEAŞ  tehdidinin sona ermediğini gerekçe göstererek Suriye'deki varlığını korumak  istese de mevcut yapısıyla bu terör örgütünün Suriye'deki çatışmaların gidişatını  değiştirebilecek bir kapasitesi kalmadı. Bir başka ifadeyle, sahadan tamamen  silinmese bile birkaç köyden fazlasını ele geçirebilecek bir güçte değil.  Dolayısıyla aslında ne ABD'nin ne de Rusya'nın üzerinde enerji harcamaya değecek  bir aktör olarak gördüğü söylenemez.
 
Ancak diğer terör örgütü yani YPG'nin durumu farklı. ABD'den aldığı  destekle 2015'ten itibaren Suriye'nin kuzeyinde ciddiye alınacak bir toprak  parçasını kontrol eden YPG'nin şimdi bu toprakların bir kısmını kaybetmeye  başladığı görülüyor. Her ne kadar 2017'de ABD'nin desteği ve DEAŞ'la yapılan  anlaşmalarla Rakka merkezi ve Deyr ez-Zor'un kuzeyini kontrol altına almayı  başarsa da önce Fırat'ın batısına ilerlemesi durdurulan YPG'nin daha sonra Halep  Şeyh Maksut'taki varlığını ve Afrin'i kaybetmesi oyunun gidişatının değiştiğini  gösteriyor.
 
Açıkçası, her ne kadar rejim, şu anda başka bölgelere odaklansa da  ister askeri ister politik düzeyde olsun Suriye'nin yakın geleceğindeki en önemli  ve ciddi çatışma, YPG'nin sahadan silinmesi/silinmemesi üzerine olacak. Çünkü,  YPG'nin durumu sadece bu terör örgütünün Suriye'deki gücü ve varlığıyla değil,  aynı zamanda Batı'nın Suriye'deki etkinliğinin azaltılması ile ilişkili bir olgu  haline geldi. Bu nedenle Türkiye-Rusya-İran arasında Suriye'de işbirliği arttıkça  diğer taraftan ABD-Fransa-İngiltere gibi ülkeler YPG'nin kontrol ettiği alanlarda  daha fazla boy gösteriyorlar.
 
ABD'nin Suriye'den çekileceği yönündeki açıklamalar, ortaya yeni bir  dinamizm çıkarttı. Bir taraftan ABD Başkanı, Suriye'deki Amerikan varlığının  sürekli olacağına dair beklentileri sonlandırdı.  Gerçekçi olalım, ABD'nin  Suriye'den kısa sürede çıkması beklenmemeli. Gerek askeri yetkililerin  açıklamaları gerekse sahadaki pratikleri bunu açıkça gösteriyor. Ancak, "Başkan  ne derse desin, komutanların dediği olur" demek de bir o kadar anlamsız. Bu  nedenle, Fransa'nın devreye girdiği, hatta İngiltere'nin de tekrar görünür olmaya  başladığı bir döneme girdik. Bundan sonrası YPG'nin varlığının ötesinde ABD  liderliğindeki Batı Koalisyonu ve onun Ortadoğu'daki müttefiklerinin Suriye'deki  etkinliği ve varlığı meselesine dönüşmüş durumda. Bu nedenle YPG terör örgütünün  bölgedeki gücünü koruması ya da zayıflaması sadece Türkiye'nin terörle mücadele  operasyonları perspektifinde ele alınabilecek boyutu çoktan aşıp Ortadoğu'daki  güç dengeleri bağlamında değerlendirilmesi gereken bir hal aldı.
 
Üçlü Zirve'nin Suriye üzerindeki etkisi
 
Öncelikle şu noktanın altı çizilmeli: Türkiye, Rusya ve İran, Suriye  konusunda tamamen hemfikir olan ülkeler değiller. Her bir ülkenin gerek bir  diğerinden gerekse ortaya çıkan ikili 'ad hoc işbirliği' örneklerinden farklı  düşündüğü noktalar hala mevcut. Örneğin, Türkiye, Rusya ve İran'ın aksine Beşşar  Esed'in iktidarda kalmasını Suriye'nin geleceği için büyük bir tehdit olarak  görmeye devam ediyor. Rusya, İran ve Türkiye'nin aksine ABD'nin çekilmesi  durumunda PYD'yi kendi istediği biçimde yönlendirip, sisteme entegre etmeye dair  görüşler taşıdığına dair ipuçları veriyor. İran ise Zeytin Dalı Operasyonu'nda  hem yetkililerin yaptığı açıklamalar hem de sahada İran yanlısı grupların  faaliyetlerinin gösterdiği gibi Türkiye ve Rusya'dan farklı düşünüyordu. Ancak,  Üçlü Zirve'den çok önemli bir sonuç çıktığı söylenebilir: Üç ülkenin Suriye'nin  toprak bütünlüğünün korunması konusunda ortak bir iradeye sahip olduğu.
 
Suriye'yi coğrafi ya da etnik bağlamda bölmeyi hedefleyen herhangi bir  hareketin önüne geçilmesi mümkün hale geliyor. Bunun doğrudan muhatabı ise ABD.  Çünkü, Suriye'nin kuzeyinde ABD'nin Fırat'ın doğusunda YPG kontrolünde bir bölge  yaratması Suriye'nin bölünmesine yol açabileceği gibi aslında bölge ülkeleri ve  bölge dışı güçlerin Suriye'deki güç mücadelesinin yeni sembolü olarak karşımıza  çıkıyor. Bu bağlamda Üçlü Zirve'den Suriye'nin toprak bütünlüğü kararının çıkması  ABD'nin YPG ile olan ilişkisine ve Fırat'ın doğusundaki varlığına yönelik açık  bir uyarı niteliğinde. Türkiye açısından bu sorun kendi güvenliğine yönelik bir  stratejik tehdit; İran bu bölgenin kendisine karşı yürütülecek ABD  faaliyetlerinin üssü olacağına inanıyor; Rusya ise uzun vadede bu bölgenin  Suriye'deki ABD etkisinin temel aracı olacağına. Bu nedenle, Üçlü Zirve  sonrasında Münbiç ve Fırat'ın doğusu konusundaki baskının daha da artacağı  söylenebilir. 
 
ABD'nin Münbiç'e asker yığması sadece diplomatik pazarlık kozunu  yükseltmekten mi ibaret yoksa gerçekten bir çatışmaya mı hazırlanıyor, bunu kısa  süre içinde anlayacağız. Fakat, ABD'nin bu süreçte yalnız olduğunu  düşünmemeliyiz. Avrupa'daki krizlerin de gösterdiği gibi açıktan Rusya ile bilek  güreşine giren İngiltere'nin ve ABD'nin çekilmesinin kendisine etki alanı meydana  getirebileceğini düşünen Fransa'nın sürece dahil olduğu; bunlara İran ile güç  mücadelesinde cepheyi yeniden genişletmeye ve safları sıkılaştırmaya çalışan  Suudi Arabistan ve İsrail'in de destek verdiği görülebilir. Başka bir ifadeyle,  Türkiye-Rusya-İran, Suriye konusunda stratejik olarak işbirliğine yönelirken  karşılarında ABD-İngiltere-Fransa-Suudi Arabistan ve İsrail'den oluşan bir başka  cephenin oluştuğu da gözden kaçırılmamalıdır.
 
Peki bu tablonun önemi nedir?
 
Karşılıklı olarak konumlanmış bu iki  ittifakın üyeleri gerek Suriye'de gerekse Ortadoğu'nun diğer bölge ve  sorunlarında önemli fikir ayrılıklarına sahip olabilirler. Muhtemelen bu fikir  ayrılıkları onların ilişkilerini derinleştirmelerini engelleyecektir. Ancak,  taktik olarak gördükleri bazı konuları erteleyerek ya da görmezden gelerek kısa  vadede öne çıkan sorunları bertaraf etme yoluna gitmeyi deneyeceklerdir. İşte  Münbiç meselesi bu nedenle Üçlü Zirve'nin sonucundan en çok etkilenecek  konulardan birisi olacaktır. Türkiye'nin önce Tel Rıfat'ı kontrol altına alması,  daha sonra Münbiç üzerinde baskı kurarak ABD ve YPG'yi Fırat'ın doğusuna  çekilecek bir süreci başlatması, bu nedenle sadece birkaç yüz kilometrekarelik  bir alanda yürütülen bir taktik hamle değil bölgedeki güç dengesi ve Suriye'nin geleceğini etkileyecek bir stratejik hamledir.
 
Tüm bunlar Suriye'deki savaşın sona ermediğini göstermektedir. Bir  süre sonra çatışmaların şiddeti azalabilir; çatışma bölgeleri küçük ceplere  inebilir; Fakat nasıl DEAŞ bir anda genişleyerek, kontrol ettiği alanlardan iki  senede çekilmek zorunda kaldıysa YPG de aynı kaderi paylaşıncaya kadar siyasi ve  askeri açılardan savaşın devam edeceğini kestirmek güç değil. Bu durum, Türkiye  için olduğu kadar Rusya ve İran için de stratejiktir. Bu nedenle Üçlü Zirve'den  çıkan sonuç önümüzdeki dönemde Suriye'de yoğun bir bölgesel güç mücadelesi  yaşanacağına tarafların hazır olduğu gerçeğidir.


Gazete Vatan com 

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

TÜM DÜNYAYI YASA BOĞAN SÖZLER Oğulları arasında kura çekip birini teröristlere verdi eğer vermeseydi ... AĞLARINA DÜŞÜRDÜKLERİ ÖĞRENCİLERE BAKIN NELER YAPIYOR BAKIN ABD HANGI KALLESLIGI YAPMAYA HAZIRLANIYOR